sabahattin umutlu

20/7/2007 - karalamalar ııı

Kategori: karalamalar

 

karalamalar ııı 

 

                                   bengişiir’e  çocuk’a

 

            “bir şeye karşı koymak

              onu sürdürmektir”

                     ursula k. leguin

 

 

şiir sözcüklerle yazılıyor. yazı da. sözcükler hiçbir zaman “masum” olmadılar. kendilerinden daha çok şey ifade ettiler. ettirildiler.

 

bir sözcüğün sadece bir sözcük olarak okunmasının eksik kalacağını düşünüyorum. bu konuda ya çok tutucuyum ya çok radikal. bunun yanıtını henüz kendime verebilmiş değilim. her şeyden biraz kuşku duymamla ilgili olabilir.

 

her sözcüğün kullanıldığı yere göre algılanması değişik oluyor.sözün yerleştiği bağlam diyor birileri buna. ve bu böyledir. biliyorum sözcükler bizi ifade etmede yeterli olanağa sahip değiller. çünkü onlar kodlanmışlık işleminden geçirilerek ifade için kullanılıyorlar. yani birileri onları kullanıyor... her ne kadar durum bu derece vahimse de sözcükler bizim birer parçamız haline gelmişler. bazı sözcükler mesela bizim kendimize sakladığımız o tek kurşun yerinedir. çarçur edilmemelidir. burada sözcüklere bir kutsallık bir mistiklik falan atfetmiyorum. bu tehlikeli dünyada onların altından üstünden kenarından ortasından heryerinden defalarca okunması gerektiğini söylemeye çalışıyorum. bazı sözcükler tek kurşun yerinedir bazıları ise bozuk bir yemek gibi midemize oturur. ve kusmaya kadar gideriz. bizi çekip çevirir bazıları. hizaya sokar. tozumuzu alır. ipe götürür. hiç yoktan ele verir. faili meçhul bir kurban olmaya doğru iter.

       bu dünyanın sözcükleriyle bir şeyler yapılabilir mi. güvenebilir miyiz onlara.her sözcüğün bir kodlanmışlık öyküsü varsa bize sözcüklerden ne kalıyor. insanı çılgına dönüştüren rehavete sokan çıkmaza iten  uçuruma sürükleyen hep bu kodlanmışlık değil de ne. o zaman sözcükleri silmek süpürmek  kökünden kaldırmak üzerlerine kibrit suyu dökmek de bu öyküyü sürdürmenin yeni bir biçimi değil midir. dil. başka bir dil. başka bir iletişim. nasıl. hangi sözcüklerle. kimlerle.

 

sözcükler ve dolayısıyla dil üzerindeki  bu “ideolojik hegemonya” nasıl kırılacak. bunun yanıtı yalnız bendedir. sözcükler engel. söyleyemiyorum. şimdilik. yine de geriye bir yol kalıyor: bu dünyanın sözcükleriyle bu dünyanın ideolojilerine savaş açmak. sözcükleri ideolojilere doğrultmak. ve ideolojilerin sözcükler üzerindeki hegemonyası kırılıncaya kadar bu işlemi sürdürmek.

 

içinden çıkılmaz olan şu aslında. çıkmaz gibi gözüken ya da. modern dünyanın sözcükleriyle yine modern dünyanın ideolojik kuşatmalarına ve her türden kurumsallığına bir savaş açılabilir mi. modernizmin kodlanmış dünyasına karşı hegemonik ilişkiler üretmeyen –ve bunları meşrulaştırma çabası olmayan- bir değerler bölgesi oluşturulabilir mi.

 

kurgusal düzeyde belki evet. fakat eylem düzeyinde. üç nokta. kurgusal düzeyde bir yanıt arayışı benim sorunum değil. ki salt duygusal düzeyde yaratılan terörün bir entelektüel mastürbasyonla sonuçlanma olasılığı... işte böyle bir tehlike söz konusu. kapıda. öyleyse bu kapı kırılmalı ve şu beğenmediğimiz “reel-irreel” “modern-postmodern premodern ultramodern” vs. hayatla bir buluşmak gerekiyor. burada buluşma derken hayatı iki ayrı katman olarak gördüğüm  için söylemiyorum. iki ayrı düzey görmüyorum. iki ayrı “hayat”tan öte iki ayrı hayatı algılama biçiminden sözedilebilir. hayatın belli süreçlerde modern belli süreçlerde postmodern olma gibi bir lüksü yok. böyle bir formülasyon bizim kendi algı düzeyimizdeki bir kırılmanın bir ifadesidir.

 

bugün türkiye’de kurgusal düzeyde bile bir modernizm sorgulaması göremiyoruz. dergilerin aktüel ekleri ve birkaç makale dışında bu alana yönelik ciddi bir eleştiri yapılmadı. yapılan eleştiri sorgulamalar ise akademik saplantılardan kurumsallığın izlerinden arınmış değil. hepsinin de satır aralarından modern yaratıklar sırıtıyor.

 

moderne bulaşmamak için yapılacak sorgulama eleştiri-karşı eleştiri sürecinde bazı değerler “yaşantılar” oluşturmamız gerekiyor.ve tüm bunlar “hayat” denen “muamma”nın içinde gerçekleşecek.

 

yani işin ucu gelip  yine hayata dayanıyor. bir çok insana göre hayatın şizofrenik bir seyir halinde olduğu bilinmektedir. tartışmak gerekiyor.

 

hayatın seyri şizofreniktir. hayatın seyri şizofrenikse insanın seyri de şizofrenik olur. durumu böyle formüle etmek işin kolayına kaçmaktır. içinde bulunduğumuz “şizofrenik durum” ya da “postmodern durum”un tepeden tırnağa bir sorgulaması gerekmektedir. hayatın seyri şizofreniktir tespitini yapmakla durumu kurtarıyor muyuz. kendimizi garantiye alabiliyor muyuz. yani iç rahatlığıyla teslim olabilir miyiz. ne yapmalıyız. nasıl yapmalıyız.

 

şizofrenik algı parçalanmış algıdır. parçalanmış algı düzeneklerimizle hayatı de parçalanmış oalrak algılarız. bu kötü bir durum değil. bundan korkmamalıyız. bütünlükçü modern bir kimlik  yerine şimdilik “şizofrenik kimlik” tercih edilebilir. ama bitmiyor. asıl iş bu tercihten sonra başlıyor. şizofrenik bir kimlik sahibi olmak bir ayrıcalık bir meşruiyet kazandırabilir çoğu zaman. fakat bunun çok ağır bedelleri de olabilir. şimdi şu sorulabilir artık: peki çıkış var mı “deva çıkmazı”ndan. evet. yeter ki bu şizofrenik durumumuzu meşrulaştırıp uykuya dalmayalım. rehavet yok. yılgınlık yok.

 

hayat denen “muamma” çıkmazlardan ibaret değil mi biraz. “şiir çıkmazdaysa insan çıkmazdadır” diyor turgut uyar. sonuna kadar katılıyorum. fakat böyle dedikten sonra çıkmazımızı sevmeliyiz. kendimizi feda etmeye hazır olmalıyızı da eklemek lazım. kendimizi “feda etmek”ten neden çekiniyoruz.

 

çıkış var mının çıkmazın hesabını neden ömrümüz üzerinden yapıyoruz. çıkmaz güzeldir. bize sevmek düşer. sevmek yetmez ya ne. sorguluyorum şu yeryüzü tarihinde çıkmazından çıkarak rahatça ölebilen biri var mı. çıkmazımız sürekli. yaşadıkça çıkmazdayız.

 

“deva çıkmazı“ her şeyin sonu mu. çıkmazın çıkmazı mı. çıkmaz bir son mu.

 

artık yeter diyebilir miyiz.

 

‘yeni’ bir çıkmaz ‘yeni’ bir son var mı bu yeryüzü tarihinde. camus’un çıkmazı neydi. ‘yeni’ bir çıkmaz mıydı. eski bir saplantı mı. andre breton neden çıldırdı. kafka’nın zoru neydi. ya van gogh. peki Nietzsche. dadaistler nerdençıktı. hippiler. otonomlar neyin tarihi oluyorlar.

 

“deva çıkmazı” bu çıkmazlardan sadece biri değil mi. eski bir çıkmazın ilerlemiş nevrotik halindeyiz sadece.

 

birilerinin hala “sanat hareketi” demekle ısrar ettikleri illet eski bir çıkmaza “yeni” bir dipnot değil de ne. paniğe gerek yok oysa. gemi su alıyor o kadar.

 

meşhur sözler var bizim hayatımızda.işte bir tanesi : ütopyayı bugünden kurmak. bugünden yarına yarından bugüne projeksiyon yapmak. ütopyalarımızın bugün cinsinden ifadelenişi vs. hepsi de oldukça şık sözler ama  kurgusal düzeyde.

 

peki ne olacak bu ütopya meselesi. nasıl olacak. bıçağın dayandığı yerlerden birisi de bu. evet bir ütopyamız olmalı. nasıl.

 

bu ütopya bir şablon bir reçete olmamalı. belki bir pusula. fakat sağlam bir pusula değil. kırık olmalı mutlaka. içinde kendimizi fotoğraftaki gibi gördüğümüz bir satıh olmamalı. bir düş bir heyecan içermeli. gerçekleşmesi üzerine her türden spekülasyon yapılabilmeli. spekülasyona açık olmalı. yırtık pıtık olmalı. hesaba kitaba vurulamamalı. sabun gibi olabilir mesela. tam tutacakken elimizden kayabilmeli. kayabilmesi onun özgürlüğü olmalı.  suyu görünce erimeli. ömrü matematiğe vurulamamalı. ölçerken cetvel kırılmalı. milimetrik kağıt parçalanmalı. haritası olmamalı. yazılmamalı. yazılı olmamalı. yaşanmalı sadece. yaşantılardan oluşmalı. eksik kalmış. tekrarı olmayan. depozitosuz yaşantılardan. kırık dökük yaşantılardan. belirlenmiş bir yarın için de olmamalı. yarına göre kendini konumlamamalı. bugünden koşmalı. bugüne doğru koşmalı. ve beynindeki tüm kulvarları yıkarak koşmalı.

 

bir de herkesin dokunabildiği bir şey olmalı. çocuklar ona erişebilmeli. kırılıp dökülebilmeli. dökülüp saçılabilmeli. kendinden ve hiçbirşeyden menkul olmamalı. bir avuçiçine pantolonun ya da eteğin ceplerine sığabilmeli.

 

evi olmamalı. hergün başka bir yerde başka yaşantılar oluşturmalı. bir yağmur damlası gibi olmalı. bir kar tanesi gibi. elle tutulur ve dağılgan. her şeye benzer olmalı ama önce kendine benzemeli. her şeyden bir farkı olmalı. her şeye rağmen olmalı. çıkmaza rağmen. her şey gibi olmalı. heryerde parmağı olmalı. her tekere çomak herşeye bir dipnot olmalı.çalıntı yapılabilmeli. hiçbir zaman yerli yerinde olmamalı. her sokağa çıkmalı.ve her sokak ta ona çıkabilmeli. içinde kaybolunan bir sokak. bir adı olacaksa eğer bugünden  mutlaka kısa zamanda “adı çıkmalı”. kartondan yapılmış bir tabelaya yazılmalı adı. bir yaz yağmurunda eriyebilmeli. ve bu ad politikacılardan uzak tutulmalı mutlaka. onu kimse kişisel rantiyesi için değiştirememeli. bu konuda çocukların ve hala çocuk kalabilenlerin görüşü alınmalı. değişecekse adı çocuklar değiştirmeli. televizyoncular onu görüntüleyememeli. renkli hiçbir fotoğrafı çekilemeli. birkaç siyah-beyaz fotoğrafıysa mutlaka olmalı. sadece adı ressam olanlar değil herkes onun resmini yapabilmeli. reprodüksiyonu asla yapılamamalı. reprodüktörlere başka bir uğraş bulunmalı.

 

tanımlardan tanımcılardan  her türden teşhisciden uzak tutulmalı. cesedi dahi teşhis edilememeli.

 

bir parkta gezerken ya da bir kütüphanede unutulabilmeli. bir konuklıkta ya da bir bir piknikte değiş-tokuş edilebilmeli. ödünç verilebilmeli fakat dönüşü beklenmemeli. alan kişi onun üstüne asla adını yazmamalı. tarih de atmamalı. özrü kabahatinden büyük olmalı. yıldızsız bir gecede uzaklara bakıp bakıp ağlayabilmeli. yaramaz olmalı. mızıkçılık yapabilmeli. sık sık nanik yapmalı. kendine verilen tüm rolleri unutmalı. unutabilmeli. eteğindeki bütün taşları dökmeli. dökmeli yine biriktirmeli. ya da biriktirmemeli. tercih edebilmeli. ama taş biriktirmek için de her zaman etek giymek zorunda kalmamalı. köşeli olmayan bir kese kağıdı ile de bu işi görebilmeli. ayaküstü sevişebilmeli. her şeyi çaktırmalı. çaktırmadan hiçbir yaşantı oluşturmamalı. yüzümüz her daim güneşe yakın olmalı.

 

ayı aradığımız her gece bulamıyorsak vazgeçmemeli. ay yalan çıkarsa eğer başka bir yıldıza gönül düşürmeli. ama bu yıldız mutlaka kayan bir yıldız olmalı. kayan ve kaybolan.

 

saat taşımamalı hiçbir zaman. beklenilen yerde buluşma olmalı. hesapsız kitapsız. sayılardan arınmış ve rakamlara dokunulmadan. her buluşma bir başlangıç olmalı yeni bir son için. yeni bir ilk için. ilk gibi bir son olmalı. son gibi bir ilk.

 

buluşma buluşma olmalı.

 

hiçbir yere yaslanmamalı. yadsımalı. yadsıyarak yaşantı oluşturmalı. oluşan yaşantıları da yadsımalı. başka yaşantılar için. yadsıyarak yaşamalı. yaşayarak yadsımalı.

 

sözcükleri sadece yadsırken kullanmalı. yadsıyarak kullanmalı.

 

çok alkolden değil çok yadsımadan ölmeli.

 

                                   not : “deva çıkmazı” İstanbul beyoğlu’nda bir sokağın adıdır.

 

                                                                           sabahattin umutlu

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/7/2007 - karalamalar

Kategori: karalamalar

 

                        karalamalar – ıı

 

 

sanmadın.

 

yaşadın.

 

“hayat bir mantar

 

gelecek gazoz kapağı.”

 

telörgüye koşan son insanın içsesinden arta kalan

 

en son sözleriydi bunlar.

 

zamanın mekana

 

mekanın zamana vidalandığı

 

yangınlara boğulmuş bu yeryüzü akşamında.

 

içinde bütün nehirlerin öldüğü o çocuk...

 

sanmadın

 

şişe ile mantar arasına sıkışıp kaldığını ömrün.

 

mantar zorlandı durdu.

 

yüklendin.

 

denedin.

 

başka bir boyuta aceleydin.

 

elzemdin.

 

yerinde dönenip duruyordun.

 

düşüyordun.

 

içinden geldiği gibi olmasa da

 

içinden geçenleri bir bir yaşadın.

 

atlanmış. ergeçilmiş hiçbirşeyin kalmadı mı.

 

yanıldın.

 

sürekli bir hücumdu duvara doğru attığın her adım.

 

 

mantar çürüyordu.

 

duvar duvara hücum hücuma ekleniyordu.

 

adımların sıklaşıyordu. kalp atışların daha bir.

 

bazen bir tuğla düşer gibi oluyordu.

 

sanmıyordun.

 

içine yeni bir duvar örülüyordu.

 

yıkılan her duvar başka bir duvarın sesi oluyordu.

 

mantar çürüyordu.

 

sanmadın

 

bir gazoz kapağının sadece gazoz ve kapaktan ibaret olduğunu.

 

gazoz ve kapak ayrılınca bitiyor muydu her şey.

 

belki de serüven yeni başlıyordu.

 

gazozun mu kapaktan kapağın mı gazozdan ayrılması zordu.

 

bu soruyu öyle bir sordun ki kendine.

 

anladın.

 

hep şişeymiş oysa terk eden.

 

gazoz ve kapak bir yana

 

şişe başka bir yana.

 

umutsuz bir aşktı bu.

 

böyle sürer dururdu.

 

gazoz ile kapak

 

şişe ile gazoz arasında.

 

şişenin her gece olmasa da birçok geceler

 

başka bir kapakla görüldüğü olduğu.

 

 

 

 

bu aşk daha çok şişe ile kapak arasında yaşanırdı.

 

işte arada bir de gazoz ile kapak arasında buna benzer

 

bir şeyler görülürdü.

 

birbirlerine değdikçe tenleri ısınırdı.

 

bu daha çok bir yolculukta olurdu.

 

ne yol uzun ne de yolculuk uzun sürerdi.

 

öyle uzun süren bir sevişme hiçbir zaman görülmezdi.

 

haz yaşanırdı. yoğundu.

 

doyuma ulaşmak ise zordu. imkansızdı.

 

zaten o kadar da ayrı dünyaların insanları olamazlardı.

 

ama aşk bitmezdi.

 

gazoz kapağın

 

kapak ta gazozun gözyaşlarına tahammül edebiliyordu.

 

sonra yollar ayrılırdı.

 

ve herkes başka bir yana

 

aşk ortada kalırdı.

 

yetim kalmazdı.

 

bakılırdı. görülmese de bakılırdı.

 

anladın.

 

bu aşk umutsuzdu. süreğendi.

 

üç koldan yaşanırdı.

 

“kimse kimsenin olmazdı”

 

aşk.yaşanırdı.

 

üç koldan üçüncüsü biraz uzakta kalırdı.

 

hayır seyirci değil.

 

ikisinin arasında sırılsıklamdı.

 

herkes başka bir yerde

 

başka biriyle buluşurdu.

 

zaman mekana mekan zamana engel değildi.

 

birgün biryerlerde başka bir buluşma olurdu.

 

işte sen.

 

bir sokak arasından geçip giderken

 

ve daha çok bir çıkmaz sokaktan çocukları görürdün.

 

ve çocukların ellerinde taşlarla ezerek dümdüz ettikleri gazoz kapaklarını.

 

gelecek iplere dizilmiş halde çocukların ellerindeydi işte.

 

şaşırmaz mıydın.

 

onunla oynardı çocuklar.

 

oyuncaktı o.

 

gelecek bir oyuncaktı.

 

anladın.

 

bu gazozlar. bu kapaklar. bu şişeler. bu mantarlar

 

hepsi de bir oyuncakmış.

 

onlarla senin bu kadar sıkı fıkı olmanda kendi iç sesinde

 

süregiden bir oyunmuş.

 

bu oyunda aşk hep ortada kalırmış.

 

yetim kalmazmış.

 

yaşanıp gidermiş.

 

yaşatılıp gidermiş.

 

bakılırmış. görülmese de bakılırmış.

 

aşk üç koldan biri gibi sokakta kalırmış.

 

 

 

 

ve bir tarihte

 

ve bir sokakta

 

ve bir delik deşik

 

ve bir son

 

işte o çocukların ellerinde görülmüş

 

anladın.

 

her şey bir oyuncakmış.

 

her şey bir oyun.

 

sanmadın.

 

yaşadın.

 

hayat bir mantar.

 

gelecek.  gazoz kapağı gibi de değil. yanıldın.

 

                            1994 istanbul

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

"hepimiz tehlikedeyiz" passolini

Kategoriler

Arkadaşlarım